Profilo di aşkınBİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİMFotoBlogElenchiAltro Strumenti Guida

Blog


21 febbraio

HZ.VAHŞİ

 


Vahşî, Hz. Hamza’nın Bedir savaşında öldürdüğü Tuayme’nin kardeşinin oğlu olan Cübeyr bin Mutim’in kölesi idi. Habeşli olduğu için, el ile ok ve mızrak atmakta usta idi. Uhud savaşında, Cübeyr buna demişti ki:

Hamza’yı öldürürsen seni azat ederim!

Daha o zamanlar müslüman olmakla şereflenmemiş olan Ebu Süfyan’ın hanımı Hind de, babasının ve amcasının intikamı için, Vahşî’ye mükâfat vâd etmişti.

niçin lanet etmiyorsunuz

Vahşî, Uhud’da taş arkasına pusuya girip, yalnız Hz. Hamza’yı gözetirdi. Hz. Hamza sekiz kâfiri öldürüp, saldırırken, Vahşî mızrağını atarak, onu şehit etti. Sonra, gidip durumu Hind’e haber verdi. Hind sevinip üzerindeki zinetlerin hepsini Vahşî’ye verdi. Daha da vereceğini söyledi.

Uhud savaşında Peygamberimiz birkaç kâfire bedduâ etmişti. “Vahşî’ye niçin lanet etmiyorsun” dediklerinde, buyurdu ki:

Miracda, Hamza ile Vahşî’yi kolkola, birlikte cennete girerlerken görmüştüm

Hicretin sekizinci yılında, Mekke fethedildiği gün, Vahşî, Mekke’den kaçtı. Bir zaman uzak yerlerde kaldı. Sonra pişman olup, Medine’de mescide gelip, selam verdi. Resulullah efendimiz selamını aldı. Vahşî dedi ki:

- Ya Resulallah! Bir kimse a ve Resulüne düşmanlık yapsa, en kötü, en çirkin günah işlese, sonra pişman olup temiz iman etse, Resulullahı canından çok seven biri olarak, huzuruna gelse, bunun cezası nedir?

Resulullah efendimiz buyurdu ki:

- İman eden, pişman olan affolur. Bizim kardeşimiz olur.

- Ya Resulallah! Ben iman ettim. Pişman oldum. ü teâlâyı ve Onun Resulünü herşeyden çok seviyorum. Ben Vahşî’yim.

Resulullah efendimiz, Vahşî adını işitince, Hz. Hamza’nın şehit edilmiş hâli gözünün önüne geldi. Ağlamaya başladı.

 

Vahşî, öldürüleceğini anlayarak kapıya yürüdü. Eshab-ı kiram kılıçlarına sarılmış, işaret bekliyordu. Vahşî, “Son nefesimi alıyorum” derken, Cebrail aleyhisselam geldi. ü teâlâ buyurdu ki:

- Ey sevgili Peygamberim! Bütün ömrünü puta tapmakla, kullarımı bana düşman etmeye uğraşmakla geçiren bir kâfir, bir kelime-i tevhid okuyunca, ben onu affediyorum. Sen, amcanı öldürdü diye Vahşî’yi niçin affetmiyorsun? O pişman oldu. Şimdi sana inandı. Ben affettim. Sen de affet!

Herkes, "Öldürün!" emrini beklerken, Resulullah efendimiz buyurdu ki:

- Kardeşinizi çağırınız!

Kardeş sözünü işitince, saygı ile çağırdılar. Peygamber efendimiz Vahşî’ye, “affolunduğunu” müjdeleyerek buyurdu ki:

- Fakat, seni görünce dayanamıyorum, elimde olmadan üzülüyorum.

Hz. Vahşî, Resulullahı üzmemek için, bir daha yanına gelmedi. Mahcup, başı önünde yaşadı. Aynı mızrak ve okla yalancı peygamber Müseyleme’yi öldürdü ve büyük hizmet etti. Hz. Osman zamanında vefat etti.
 

22 aprile

SUSMUYOR YÜREĞİM BABA


Hep karanlık mı olucak evimiz
Neredesin baba her yer sessiz
Gece yine insafsız, ben ümitsiz
Elimde değil, susmuyor yüreğim baba. 
Nerelerde bıraktın eski seni
Hangi deniz çaldı ümitlerini
Artık biri bozsun sessizliği
Elimde değil, susmuyor yüreğim baba
Durdur rüzgarı esmesin üzerimize
Artık kararmasın rüyalarım ne olur baba
Sessizlik hükmetmesin yüreğine
Elimde değil, susmuyor yüreğim baba
Üstüme geliyor acımasız yağmurlar
Islanıyorum baba, üşüyorum, ağlıyorum
Sanki yeryüzüne değil yüreğimeydi korkusuz damlalar
Elimde değil, susmuyor yüreğim baba
Kalbim gençliğe susadı umutsuzluk bağrımda
Korkularım oldu yoldaşım gecenin karanlığında
Kimse görmedi gözyaşlarımı, isyanlarımı
Elimde değil, susmuyor yüreğim baba
İstemiyorum yağmasın kar olmasın beyaz
Terk etmesin yıldızlar gökyüzünü
Unutmayalım güneşe verdiğimiz sözümüzü
Elimde değil, susmuyor yüreğim baba
18 marzo

ÇANAKKALE ZAFERİ


  Çanakkale bir Osmanli savasidir.Devletin basin da Sultan Resat,Ordunun basinda ise Alman asilli Liman Fondersens bulunuyorudu.
Atatürk ise bu Alman komutan tarafindan bir bölüGün basinda durmasi için tayin ettiGi bir Osmanli zabiti Albaydir.
EGer Çanakkale zaferi birine mal edilecekse o kisi Devlet baskani olan Sultan Resattir.Kumandan olarak birine mal edilirse eGer oda Alman kumandan Liman Fondersenstir.
Atatürk adi anilacak ve bu zafer ona mal edilecekse o zaman savasta bulunan yüzlerce Albayinda adinin anilmasi icap eder ki bu olanaksizdir.
Çanakkalede herkes Osmanli adina savasmistir.simdi Osmanli anilmiyor bile.Çanakkele zaferindeki gerçek kahramanlar 253.000 meçhul askerdir.
Her ne kadar yalan tarih bu sayiyi 65.000 olarak yazsada gerçeGi 253.000'dir

ÇANAKKALE RUHU
1)sEHADET:sehadet dini bir müessesedir.Sistem bunu dejenere etmis,sehitlikle ilgisi olmayan kisileri sehit kabul etmistir.
Kimin sehit olduGuna din karar verir,sistem deGil.
"ALLAH (cc) mü'minlerle alis-veris yapti.Onlarin canlari ve mallari karsiliGinda cenneti verdi."(AYET)
"Sakin ALLAH (cc) yolunda öldürülenlere ölüler demeyiniz.Onlar tam aksine diridirler.Fakat siz bunun farkina varamazsiniz."(Bakara suresi 154.ayet)
sEHIT:Iyice gören demektir.Cenneteki makamini sehit edilmeden önce görür.
*"ALLAH (cc) yolunda öldürülenleri sakin siz ölü zannetmeyin.Onlar Rableri katinda riziklandiriliyorlar.Allah kendilerine ikrami dolayisiyla da sevinç çiGliklari atiyorlar."(Ali-Imran 169.ayet)
Gazi olmak ise illa yaralanmak deGildir.sehit olma niyetiyle savasa gidip yara almadan dönen kisi gazi olmustur.
simdi sehitliGe sahip çikmaya çalisanlarin ne Dinle ne de sehitlikle ilgisi yok.Madem bu kisiler sehitliGi kabul ediyor o zaman Dinin diGer emirlerini de kabul etsinler.
Çanakkaleye Galatasaray Lisesinden 65 kisi katilmisti.Darul funun (üniversite)den katilmislardi.
Medreseliler hepsinden fazlaydi.1924'te asker kaçaklari var diye kapatildi.Osmanli, medrese hocalarini askere almazdi ki geride Dine sahip çikan,Dini öGreten birileri kalsin diye.Sistem ise bunlari asker kaçaGi diye saydi.Halbuki asker çaGinda olmayan medreseli adini yazdirip savasa katilmistir,18-22 yaslarindaki gençler.
Osmanli da Genç Osman 4.Murat zamaninda askere gitmek istiyor.Yas 14,yasi küçük diye almak istemiyorlar.Çok israr edince seni Padisaha çikaralim eGer o izin verirse o zaman askere aliriz diyorlar.Padisahin karsisina çikiyor.Padisah 4. murat karsisinda küçük bir çocuk görünce sasiriyor ve onu vazgeçirmek için "sen daha küçüksün biyiklarin bile terlememis,biz biyiGinda tarak durmayan kisiyi askere almiyoruz" diyor.Genç Osman çikariyor taraGi,BiyiGi yok daha taraGi dudaGina saGliyor ve "iste Padisahim tarak durdu alin beni askere "diyor.Padisah "hemen adini asker listesine yazin ve askere alin bu yiGidi"diyorIste bu düsünceye sahip kisilerdi Çanakkaleye katilanlar.sehit olmak için her seyi yaparlardi.
"Onlardan bir bölümü sözlerini yerine getirdi ve sahit oldular.Bir bölümü ise sehit olmayi bekliyor."(Ayet)
"Kimisine damlatir,kimisine costurur."(ayet)
HAYAT FELSEFESIHayat, bizim için bir eGlence mi yoksa sadece bir cennete gitme vesilesi mi?
Halid b. Velidin düsman ordusuna söylediGi gibi:
"Sizin hayati sevdiGiniz kadar,bunlar(mü'minler)ölümü severler".
ÜMMET OLMA sUURU VE BIRLIGI
Çanakkale de düsman tarafinda Cezayir,Tunus,Hindistanli müslümanlar da vardi.Kandirilmislar ve halifeyi Almanlarin elinden kurtarmak için savasa gidiyoruz denilmisti onlara.
Bazilari türk tarafinda Çanakkalede ezan okununca sasirmis kandirildiklarini anlayinca müslüman tarafina geçmislerdi.
Çanakkalede çarpistiGimiz düsman kafirlere o zaman kafir diyebilirken simdi diyemez olduk.Allah bunlara kafir derken ,biz demezsek,haksiza karsi koyma suurumuz gelismez.
ÇANAKKALE INANCA VE MÜSLÜMANCA HAREKETLERIN SERGILENDIGI BIR SAVAsTIR.
Hatiralarda anlatilir ki bir ingiliz askeri yaralaniyor.Bizim müslüman askerimiz onu cephe gerisine tasiyip tedavi ettiriyor.Iste bu inanca ve müslümanca bir harekettir.
Çanakkale teknolojinin deGil,Imanin zaferidir.
ÇANAKKALE RUHUNA SAHIP OLMAK IÇIN sUNLAR GEREKLIDIR.
1)sehitlik EGitimi
2)Niyetin Mukaddes olusu(Allah için savasmak)
3)Sinirlarini Islamin ÇizdiGi Bir Savasta Can Vermek.(Alah için can vermek )
4)Tarih suuru
5)Imrendirilicikten Uzak Bir Hayat(satafattan uzak)
Bunlar Olmadan ÇANAKKALE Ruhuna Sahip Olunmaz Ve Bu Ruh olmadan da sehit olunmaz.
ALLAH (cc) sefaatlerine nail eylesin.
17 marzo

KUTLU DOĞUM VE MEVLİD KANDİLİ

 
     Hayatın gayesi, yaratılışın mânâsı silinmiş, yok olmuştu. Herşey mânâsız başıboşluk ve hüzün örtülerine bürünmüştü. 
Ruhlar birşey bekliyor, bir nurun zulmet perdesini yırtmasını içten içe hissediyordu.
O vahşet devrinde kâinat ufkundan bir güneş doğdu. Bu güneş âhirzaman Peygamberi Hz. Muhammmed Aleyhissalâtü Vesselam idi. Tarihin seyrini, hayatın akışını değiştiren bu eşsiz olay, dünyayı yerinden sarsan değişimlerin en büyüğü idi.
İşte insanlığın akıl ve kalbinde düğümlenen "Necisin, nereden geliyorsun, nereye gidiyorsun?" sorularını, düğümlerini çözüp kâinatın Sahibini ilân ve ispat edecek bir zatın teşrifi sadece insanların ruh ve kalbinde değil, diğer varlıklarda, hattâ cansız eşyada bile yansımasını bulacaktı.
Doğudan batıya bütün âlemin nurlara büründüğü, İlâhi değişimin tecelli ettiği o gece neler oldu neler?
Yahudi ileri gelenleri ve âlimleri kitaplarında daha önce rastladıkları işaret ve müjdelerin açığa çıktığını gördüler. Kimsenin haberi olmadan en önce onlar bu müjdeyi verdiler.
O gece Yahudi âlimleri semâya bakıp "Bu yıldızın doğduğu gece Ahmed doğmuştur" dediler.(1)
Bîr Yahudi İleri geleni Mekke'de Peygamberimizin doğduğu gece, içlerinde Hişam ve Velid bin Muğire, Utbe bin Rabia gibi Kureyş ileri gelenlerinin bulunduğu bir toplantıda,
- "Bu gece sizlerden birinin çocuğu oldu mu?" diye sordu.
- "Bilmiyoruz" diye cevap verdiler.
Yahudi, "Vallahi sizin bu ihmalinizden iğreniyorum!
"Bakın, ey Kureyş topluluğu, size ne söylüyorum, iyi dinleyin. Bu gece, bu ümmetin en son peygamberi Ahmed doğdu. Eğer yanlışım varsa, Filistin'in kudsiyetini inkâr etmiş olayım. Evet, onun iki küreği arasında kırmızımtırak, üzerinde tüyler bulunan bir ben var" dedi.
Toplantıda bulunanlar Yahudinin sözünden hayrete düştüler ve dağıldılar. Her birisi evlerine döndüğünde bu durumu ev halkına anlattılar. "Bu gece Abdülmuttalib'in oğlu Abdullah'ın bir oğlu doğdu. Adını Muhammed koydular." haberini aldılar.
Ertesi gün Yahudiye vardılar:
"Bahsettiğin çocuğun bizim aramızda dünyaya geldiğini duydun mu?" dediler.
Yahudi "Onun doğumu benim size haber verdiğimden önce midir, sonra mıdır?" dedi.
Onlar, "Öncedir ve ismi Ahmed'dir" dediler. Yahudi, "Beni ona götürün" dedi.
Yahudi ile beraber kalkıp Hz. Âmine'nin evine gittiler, içeri girdiler.
Pegamberimizi Yahudinin yanına çıkardılar. Yahudi Peygamberimizin sırtındaki beni görünce, üzerine baygınlık geldi, fenalaştı. Kendine gelip ayıldığı sırada,
"Ne oldu sana, yazıklar olsun" dediler.
Yahudi, "Artık İsrailoğullarndan peygamberlik gitti. Ellerinden kitap da gitti. Artık Yahudi âlimlerinin kıymet ve itibarları da kalmadı. Araplar peygamberleriyle kurtuluşa ereceklerdir.
"Ey Kureyş topluluğu, ferahladınız mı? Vallahi size, doğudan batıya kadar ulaşacak bir güç, kuvvet ve bir üstünlük verilecektir" dedi.(2)
Kâinatın Efendisini dünyaya getiren bahtiyar annenin henüz dünyaya gelmeden görüp gördükleri çok manalıydı..
Peygamber Efendimize hamileyken rüyasında, "Sen, insanların en hayırlısına ve bu ümmetin efendisine hamile oldun. Onu dünyaya getirdiğin zaman 'Her hasetçinin şerrinden koruması için bir ve tek olana sığınırım' de, sonra ona Ahmed yahut Muhammed ismini ver."
Yine kendisinden çıkan bir nurun aydınlığında bütün doğuyu ve batiyi, Şam ve Busra saray ve çarşılarını, hattâ Busra'daki develerin uzanan boyunlarını gördüğünü Abdülmüttalib'e anlatmıştı.(3)
Aynı gece Hz. Âmine'nin yanında bulunan Osman ibn Âs'ın annesinin gördükleri de şöyle:
"O gece evin içi nurla doldu, yıldızların sanki üzerimize dökülecekmiş gibi sarktıklarını gördük."
Evet bu ulvî anı dile getiren Mevlid'in yazarı Süleyman Çelebi bütün bu hakikatleri şu beytiyle şiirleştirmiştir:
"Hem Muhammed gelmesi oldu yakin
Çok alâmetler belürdi gelmedin"
Rabiülevvel ayının 12. Pazartesi gecesi, yapılan hesaplamalara göre, Miladi takvime göre 20 Nisan'a denk gelen gece idi.
Dünyayı şereflendiren iki Cihan Serverinin üzerini o günün bir âdeti olarak bir çanakla kapattılar.
Araplara göre o zaman, gece doğan çocuğun üzerine bir çanak koymak ve gündüz olmadan ona bakmamak âdetti. Fakat bir de baktılar ki. Peygamber Efendimizin üzerine konulan çanak yarılarak ikiye ayrılmış, Efendimiz gözlerini gökyüzüne dikmiş, başparmağını emiyordu.(5)
Evet, bu işaret her türlü küfrün, zulmün, şirkin ve her türlü bâtıl inanç ve âdetlerin parçalanıp yok olması, imanın, nurun ve hidâyetin kâinatı aydınlatması için gönderilmiş bir Peygamber idi.
Aynı gece Kabe'de tapılmakta olan cansız putların çoğunun başaşağı devrildiği görüldü.
Aynı gece Kisra sarayının beşik gibi sallanıp on dört balkonunun parçalanıp yerlere düştüğü öğrenildi.
Sava'da mukaddes tanınan gölün suyunun çekilip gittiği görüldü.
Bin senedir yakılan ve söndürülmeyen mecusi ateşinin sönüverdiği müşahede edildi.
Bütün bunlar işaret ve alamettir ki, yeni dünyaya gelen zat ateşe tapmayı, puta tapmayı kaldırıp, Fars saltanatını parçalayarak Allah'ın izni olmadan kutsal tanınan şeylerin kutsallığını ortadan kaldıracaktır.(6)
İşte bu geceye Veladet-i Nebi gecesi diyor ve onun bütün kalbimizle, ruhumuzla her sene yeniden yâd edip kutluyoruz. Bütün kâinatla bu geceyi karşılayarak onun âleme teşrifine kıyam ediyoruz.
Getirdiği ebedi nura, açtığı saadet caddesine ve sünnet-i seniyyesine yeniden sımsıkı sarılmak ve Mevlid Kandilini vesile ederek ona yeniden biatimizi, bağlılığımızı tazelemek ne yüce bir şeref ve ne büyük bir saadettir.
Yüce Rabbim bizleri sevgili Resulünün şefaatine nail eylesin.
 
13 gennaio

AŞURE GÜNÜ VE FAZİLETLERİ

Resulullah (S.A.V.) efendimizin şöyle buyurduğu anlatılmıştır “Bir kimse, muharrem ayında bir gün oruç tutar ise onun için her güne otuz günlük oruç sevabı vardır.” Bir rivayete göre; İbn-i Abbas (R.A.) Resulullah (S.A.V.) efendimizin şöyle buyurduğunu anlatmıştır: “Bir kimse, muharrem ayında, aşure günü oruç tutar ise onun için on bin melek sevabı verilir. Bir kimse, muharrem ayında aşure günü oruç tutarsa onun için on bin şehit sevabı, on bin hac eden ve umre eden sevabı verilir.


Bir kimse, aşure günü bir kimsenin başını okşar ise o yetimin başındaki tüylerin sayısı kadar o kimsenin cennette derecesini arttırır.

Bir kimse, aşure gecesi, oruçlu bir mümine iftar ziyafeti verir ise Muhammed ümmetinin tümüne iftar ziyafeti vermiş ve hepsinin karnını doyurmuş kadar olur.”

O gün, siz de oruçlu olunuz. O günde, çoluk çocuğunuza bolluk gösteriniz.

Her kim, aşure günü, malından bolca harcar ise Allah-ü Teala, senenin diğer günlerinde ona bolluk ihsan eyler.

Bir kimse, aşure günü oruç tutar ise kırk senelik günahına kefaret olur.

Bir kimse, aşure gecesini ihya eder de; gündüzünü dâhi oruçlu geçirir ise ölüm acısını anlamadan ölür.”

 

Bu arada, sahabe Resulullah (S.A.V.) efendimize şöyle buyurdu:

“Evet, öyledir.

Allah-ü Teala, semaları aşure günü yarattı.

Dağları aşure günü yarattı.

Denizleri aşure günü yarattı.

Kalemi aşure günü yarattı.

Levhü aşure günü yarattı.

Âdem Aleyhisselamı aşure günü yarattı. Âdem Aleyhisselamı aşure günü cennete koydu.

İbrahim Aleyhisselam, aşure günü doğdu. Allah-ü Teala onu aşure günü ateşten kurtardı. Oğluna kurban fedaisini aşure gününü yolladı.

Firavun, aşure günü suda boğuldu.

Allah-ü Teala Eyüp Aleyhisselamı hastalık belasından aşure günü kurtardı.

Allah-ü Teala Âdem Aleyhisselamın tövbesini aşure günü kabul buyurdu.

Allah-ü Teala, Davut Aleyhisselamın günahını aşure günü bağışladı.

İsa Aleyhisselam, aşure günü doğdu.

Kıyamet de aşure günü kopacaktır.”

Bu sırada, Hz. Ömer (R.A.) şöyle dedi:

“Ya Resulullah, Allah-ü Teala aşure gününü vermekle bize üstünlük ihsan eyledi.”

Bundan sonra, Resulullah (S.A.V.) efendimiz şöyle buyurdu:

“Allah-ü Teala, semaları ve yeri öyle bir aşure günü yarattı.

Yıldızları da öyle bir aşure günü yarattı.

Arşı aşure günü yarattı. Kürsiyi dahi onun gibi bir aşure günü yarattı.

Cebrail Aleyhisselamı aşure günü yarattı; melekleri dahi, onun gibi bir aşure günü yarattı.

İdris Aleyhisselam, aşure günü semaya yükseldi.

İsa Aleyhisselam, aşure günü semaya yükseldi. İsa Aleyhisselamın doğumu dahi, aşure günü olmuştu.

Allah-ü Teala, Süleyman Aleyhisselama mülkünü aşure günü verdi.

Yüce Rahman Rabbin arşa istivası, aşure günü olmuştur.

Semadan ilk yağmur, aşure günü yağmıştır.

İlk rahmet, aşure günü nazil olmuştur.

Bir kimse, aşure günü boy abdesti alır ise ölüm hastalığı hariç; hiç hasta olmaz.

Bir kimse, aşure günü gözlerine sürme çeker ise sene boyunca göz ağrısı görmez.

Bir kimse, aşure günü bir hastayı ziyaret eder ise Âdem’in oğlunu ziyaret etmiş gibi sevap alır.

Aşure günü birine bir içimlik su veren kimse göz açıp kapayıncaya kadar zaman dahi, Allah’a asi olmamış gibi olur.

AŞURE GÜNÜ KILINACAK NAMAZIN FAZİLETİ

Bir kimse, aşağıda anlatılacak şekilde dört rekât namaz kılar ise Allah-ü Teala onun elli senelik geçmiş; elli senelik de gelecek günahını bağışlar. Mele-i Alada dahi, onun için nurdan bir köşk yapar:

a.Her rekâtında bir kere Fatiha suresi okunur.

b.Elli bir kere (51) İhlâs suresi okunur.”

Bir başka rivayette ise, bu namaz şöyle anlatılmıştır:

Her rekâtta, bir kere Fatiha suresi okunur.

Her rekâtta, bir zilzal suresi okunur. (90. suredir)

Her rekâtta, bir kere kafirun suresi okunur. (109. suredir)

Her rekâtta, bir kere ihlâs suresi okunur. (112. suredir)

Namaz bittikten sonra da, Resulullah (S.A.V.) efendimize 70 kere salâvat okunur.”

AŞURE GÜNÜ VE BOLLUK

Anlatıldığına göre: İbrahim b. Muhammed b. Münteşir; zamanında Küfe’de görülen en faziletlilerdendi.

O şöyle anlatmıştır:

“Bir kimse, çoluk çocuğa aşure günü bolluk gösterir ise Allah-ü Teala, senenin kalan günlerinde ona bolluk ihsan eyler.”

Süfyan şöyle dedi:

“Anlatılan durumu, elli sene denedik; bolluktan başka bir şey görmedik.”

Anlatıldığına göre: geçmişteki büyük zatlardan biri şöyle demiştir:

“Bir kimse, zinet günü sayılan aşure günü oruç tutar ise senenin içinde kaçırdığı nafile oruçlara yetişmiş olur.

Bir kimse aşure günü sadaka verir ise sene içinde kaçırdığı sadaka verme sevabına yetişmiş olur.”

27 dicembre

40 hadis

 

KIRK HADIS

1-) Kim benim sunnetimi diriltirse(ihya eder ve yasaminda tatbik ederse) beni sevmis olur. Beni seven de benimle beraber Cennettedir.

2-) Bana itaat eden Allah'a itaat etmis olur. Bana isyan eden Allah'a isyan etmisolur.

3-) Sizden birinizin, arzusu benim getirdigim (Kur'an'a Seriat)e uymadikca kamil imanla iman etmis olamaz.

4-) Nefsim kudretinin elinde olan Allah'a yemin ederimki, Ben kendisine babasindan ve cocugundan daha sevgili oluncaya kadar sizden biriniz kamil imanla iman etmis olmaz.

5-) Gercek musluman, muslumanlarin elinden ve dilinden geven icinde oldugu kimsedir. Gercek muhacir ise Allah'in yasaklarini terkeden kimsedir.

6-) Bildigi ile amel eden kisiye Allah bilmedigi ilimlerin bilgisine varis kilar.

7-) Kardesini bir gunahindan dolayi ayip-layan kisi, gunahi islemedikce olmez.

8-) Islam'in dugmeleri dugme dugme cozulecek(Seriatin emirleri tek tek terkedilecek). Her dugme cozuldukce insanlar onu takibedendugmeyi cozmeye tesebbus edecekler. Bu cozulen dugmelerin ilki idari konular, sonuncusuda namazdir.

9-) Sizden kim (Seriate uymayan) bir kotu is gorurse onu eliyle duzeltsin, buna gucu yetmezse diliyle duzeltsin. Buna da gucu yetmezse kalbiyle bugzetsin. Bu sonuncusu ise imanin en zayip mertebesidir.

10-) Cihad, kiyamet gunune kadar gecerli bir emirdir.

11-) Kim gaz yapmadan ve icinde gaza yapma istegini konusturmadan olurse, munafiklikdan bir cesit uzere olur.

12-) Cihadin en faziletlisi zalim sultan katinda hakki soylemektir.

13-) Rabbini gazablandiracak bir meselede sultani hosnud eden(etmeye calisan) Allah'in dininden cikmis olur.

14-) Cennet (nefse agir geldigi icin) hoslanilmayan seylerle, cehennemde sehvete hitap eden seylerle kusatilmistir.

15-) Islam'in disinda bir millet uzerine yemin eden, soyledigi gibidir. (Onlardandir)

16-) Amellerin en hayirlisi sevdigini Allah icin sevmek bugzettigine de Allah icin bugzetmektir.

17-) Kim bir kavme benzemeye calisirsa, o onlardandir.

18-) Munafigin alameti uctur: Konustugunda yalan soyler, vaad verdiginde yerine getirmez, emanet olundugunda hainlik eder.

19-) Kisi din kardesine kafirlik isnad ederse, bu isnad ikisinden birine doner.

20-) Kim bir hayirli isi yapmaya yonelirse, onu yapan kadar mukafat alir.

21-) Arzusu ve hedefi Allah'dan baska sey olarak sabahlayan Allah(in kullain) dan degildir. Muslumanlarin dertleriyle dertlenmeyen de onlardan degildir.

22-) Rabb olarak Allah'a, din olarak islam'a, peygamber olarak Muhammed (s.a.v) erazi olan kisi imanin tadini tatmis demektir.

23-) Islam cemaatinden bir karis da olsa ayrilan, boynundan islam bagini cozmus demektir.

24-) Is ehil olmayana verildiginde kiyameti bekle.

25-) Akilli kisi nefsine hakim olup olumdne sonrasi icin is yapandir. Aciz(akilsiz) kisi ise nefsini arzularina tabi kilip sonrada Allah'a karsi Temennide bulunandir.

26-) Emirleriniz hayirlilariniz, zenginleriniz hosgorululeriniz, isleriniz aranizda danismayla oldugunda yerin ustu sizin icin yerin altindan daha hayirlidir. Ama emirleriniz serlileriniz, zenginleriniz cimrileriniz, isleriniz kadinlarinizin elinde oldugunda yerin alti sizin icin yerin ustunden daha hayirlidir.

27-) Kendimden sonra erkekler icin kadinlardan daha zararli bir fitne birakmadim.

28-) Sozlerin en dogrusu Allah'in kitabidir. Hayat tarzlarinin en guzeli Muhammed(s.a.v) in hayat tarzidir. Islerin en serlileri sonradan uyduranlardir. Her sonradan uydurulan sey bid'attir. Her bid'at sapikliktir ve her sapiklik ta Cehennem'dedir.

29-) Fitne doneminde ibadete sarilmakk, bana hicret etmek gibidir.

30-) Ummetimden bir takim kimseler, ismini degistirerek sarabi(alkollu icecekleri) icecekler. Bu esnada baskalari ucunda (yanlarinda) calgilar calinacak ve sarkici kadinlar olacak. Iste onun icin Allah onlari yere batiracak ve aralarindan bazilarinin sekli maymun'a ve domuz'a cevrilecek.

31-) Suphesiz ki benden sonra ummetimden Kur'an-i Kerim'i okuyan bir kisim insanlar olacak. Fakat onlarin okudugu bogazlarini gecmeyecek. Onlar tipki okun yaydanciktigi gibi dinden cikacaklar, sonra da tekrar ona donmeyecekler. O kimseler, insanlarin ve hayvanlarin en serlileri (kotuleri)dir.

32-) Kalbinden tam bir sadakatle Allah 'tan baska ilah olmadiginina ve Muhammed 'in de Allah'in rasulu olduguna sehadet eden bir kimseyi Allah, cehennem atesine haram kilar.

33-) Kim itaatten bir el kadar ayrilirsa, kiyamet gununde Allah'in huzuruna lehinde hic bir delili olmadigi halde kavusur. Kim de boynunda (halifeye) beyat olmadigi halde olurse cahiliye olumuyle olmus olur.

34-) Ya ogrenen, ya ogreten, ya dinleyen, ya da seven ol! Bunlarin disinda bir besincisi olma; helak olursun. Besincisi ise, ilme ve ilim ehline bugzetmendir.

35-) Allah kadin kiyafetini giyen erkege ve erkek kiligina giren kadina lanet etsin.

36-) Allah'a isyan olan bir hususta kimseye hic bir itaat yoktur. Itaat ancak marufta (ser'i olculer icerisinde)dir.

37-) Irkciliga cagiran bizden degildir. Irkcilik icin savasan bizden degildir. Irkcilik uzere olen de bizden(muslumanlardan) degildir.

38-) Kisi arkadasinin dini uzeredir. O halde sizden birisi kiminle arkadaslik yaptigina dikkat etsin. Kisi sevdigi ile beraber(hasrolunacaktir)dir.

39-) Ummetim dinar ve derhemi(parayi, maddi varliklari) yucelttigi zaman onlardan islam'in heybeti kaldirilir. Iyilikle emretmeyi terkettikleri zaman da vahyin bereketinden mahrum kilinirlar.

40-) Insanlar uzerine oyle bir zaman gelecek ki, onalr arasinda dini konusunda(yapilan saldirilara) sabirla karsi koyan, kor parcasini avuclayan gibi olacak.

15 dicembre

BİR BOŞANMA HİKAYESİ

Medineli Sabit bin Kays, sahabenin ileri gelenlerindendi. Efendimiz (sallü aleyhi ve sellem)’e hizmetten asla geri kalmaz, sözünden ise bir an olsun dışarı çıkmazdı. Efendimiz de onu çok severdi. Hatta bir küçük hatası yüzünden aşırı üzüntüye kapılan Sabit’i teselli ederek “Sabit cennetliklerdendir.” buyurmuştu.
İşte bu Sabit’in aile içi bir sıkıntısı vardı. Hanımı Cemile, Sabit’e bir türlü ısınamamış, onu sevememiş, içindeki ilgisizliği yenip de bir gün olsun sevgiyle muhatap olamamıştı.
Cemile bir kadın olarak iç dünyasındaki bu fırtınayı kime anlatabilirdi? Kendisini kim dinlerdi? İslam’da kadın dinlenir miydi? Önceki devirde kadının söz hakkı yoktu çünkü;
Cemile tereddütler içerisinde doğruca Efendimiz (salla aleyhi ve sellem) Hazretleri’nin huzuruna girdi, olanca cesaretini toplayarak kimselere açamadığı iç dünyasını Efendimiz’e açtı.
– Ya Resul, dedi, beyimin İslamî yaşayışına diyeceğim yoktur. Ahlakından da şikayetçi değilim. Lakin ben onu bir türlü sevemedim. Bu halimle ona isyan etmekten, isteklerine ters bir karşılık verip kötü bir sonuca düşmekten korkuyorum. Söyleseniz de beni boşasa. O, kendisini sevmeyen bir hanımı zorla nikanı altında tutan adam durumuna girmese, ben de dinime zarar verecek bir itaatsizliğe doğru kaymasam!.
Efendimiz, iç dünyasını bu nitelikte anlatan Cemile’yi tepkiyle değil ilgiyle dinledi. Bir hanımı, sevemediği erkekle bir arada kalmaya mecbur etmeyi zaten münasip de bulmuyordu. Ancak, beyi ne diyecekti? Boşamak istemezse zorla boşayacaksın da denemezdi. Bir de onu dinlemek gerekirdi. Nitekim öyle de yaptı. Cemile’nin duygularını, düşüncelerini aynen Sabit’e aktararak onu da dinledi.
Anlaşılan Sabit, Cemile’yi seviyordu. Ama Cemile’nin kendisini aynı sıcaklıkta sevmediğini, tek taraflı sevginin mutluluk getirmeyeceğini de biliyordu. Nasıl bir çare bulunabilirdi?
Düşünmeye başladı. Gözlerini diktiği sabit noktadan başını kaldırıp dedi ki:
– Ya Resul, Cemile’ye nikahta en değerli bahçemi mehir olarak verdim. Bunca değerli serveti verdiğim kadını bir anda nasıl boşayabilirim? Üstelik benim öyle başka bir bahçem de yoktur!
Efendimiz (sallü aleyhi ve sellem), Sabit’in yaklaşımını öğrenmiş oldu. Cemile’ye bu defa sorusunu şöyle sordu:
– Sabit seni boşayacak olsa, nikah sırasında aldığın değerli mehri iade eder misin? Böylece sen mehrini verip nikah bağından kurtulmuş olursun, Sabit de nikah hakkından vaz geçip bahçesini geri almış olur. İki taraf da bir şey verirken bir şeyleri almış sayılarak karşılıklı mağduriyetlerinizi gidermiş sayılırsınız. Teselli tarafınız bu olur.
Cemile buna hemen razı oldu. Kocasının nikah sırasında kendisine mehir olarak verdiği bahçeyi “Memnuniyetle iade ediyorum.” dedi. Sabit de “Öyle ise ben de nikahını aynı memnuniyetle ona iade ediyor, bu andan itibaren boşamış bulunuyorum, özgürdür.” dedi. Taraflar böylece bir şey verirken bir şey de aldıklarından helalleşerek ayrılmış oldular.
Bu olay üzerine Bakara Suresi’nin 229. ayeti nazil oldu. Ayet-i kerime anlaşmayı iptal etmiyor, hatta ortak aile hayatını sürdürme sevgisi yok olunca, hanımın aldığı mehri verip de nikahını ortadan kaldırmasını meşru görüyor; ancak erkeğin fırsatçılık edip de kadından veremeyeceği miktarda mal istememesini de tavsiye ediyordu.
Bu hadise üzerine fıkıhta hüküm şöyle tespit edildi:

– Kadın ayrılmak istediği beyine bir şeyler vererek kendini boşatabilir! Yeter ki beyi fırsatçılık edip de kadından veremeyeceği miktarda haksız mal isteğinde bulunmasın.

19 novembre

BÖYLE BİR EVLİLİK HİKAYESİ DUYDUNUZ MU?


Yüzü simsiyahtı. Ama kendisi boyamamıştı ki! Kaldı ki, kalbi bembeyazdı. Buna rağmen onu basite alanlar vardı. Dedi ki:
– Ya Resûlallah, yüzümün siyahlığı cennete girmeme mani midir?
– Asla!
– O halde beni niçin insanlar hor görüyorlar, kimse bana niçin kızını vermiyor?
– Amir bin Veheb’in evine git ve “Resûlullah selamı var, kerimeni bana nikahlamanı emretti” de.
Siyah yüzlü genç hemen adrestedir. Kızın yanında babaya selamı aynen tebliğ eder ve teklifi de açıkça anlatır.
Baba kızgın, hemen reddeder. Ancak, teklifi dinleyen kızcağız babasını ikaz eder:
– Babacığım, vahiy gelir de sonra seni mahcup eder. Ne biliyorsun bu olayı Rabbimin emretmediğini? Efendimiz (sav)’in o emri tebliğ buyurmadığını? Hemen git, Resûlullah’tan özür dile ve beni o gence nikâhla. Resûlullah’ın uygun bulduğunu ben de uygun bulurum.
Kızının ikazıyla mescide koşan baba özür diler:
– Söylediğinin doğru olup olmadığını bilmiyordum. Demek ki doğruymuş. Kızımı verdim. Şu anda nikahlısıdır.
Efendimizin gence emri:
– Git, evini hazırla, aile oturacak şekilde döşe.
– Benim ev döşeyecek tek dirhemim bile yok!..
– Öyle ise Ali’ye, Osman’a, Abdurrahman bin Avf’a git. Onlar sana ikişer yüz dirhem versinler.
Uçarcasına gider. Onların her biri, emredilenden fazla yardımda bulunurlar ve sıra çarşının yolunu tutmaya gelmiştir. Bir ev hazırlamak için gerekli para elde mevcut. Hele zevcesi, ümidinin de üstünde bir azizedir âdeta...
Çarşı yolunda hızla giderken kulağına bir ses gelir. Önce anlayamaz, duraklar ve nefesi kesilircesine dinler. Evet, evet yanlış anlamamıştır, doğrudur. Ses herkese ilan etmektedir:
– Ey kendini Allah’a asker bilen Müslümanlar!
Derhal atınıza binin, cihada yönelin. Ordu mescidin dışında beklemektedir. Siz böyle gün için varsınız dünyada! Düşman ani baskın yapacak!
Şimdi ne olacak?.. Cihada mı gitsin, evlenmeye mi?.. Yönünü hemen değiştirir, demirciler çarşısına gider. İlk işi bir kılıç, sonra bir zırh, daha sonra da bir at almak olur. Elindeki paranın hepsini de harcamıştır. Ama cihad için lazım olan silahını da tamamlamıştır...
Sıçradığı atının üzerinde kuş gibi uçar, bekleyen orduya toz duman içinde karışır.
– Bu genç, herhalde Bahreyn’den gelen biridir, derler. Ancak onun siyahlığını fark eden Resûlullah Aleyhisselam:
– Sen Saad mısın? buyurur.
– Evet, deyince de dua eder:
– Ceddine saadetler!..
Kumlu çöllerden geçilir, tozlu yollardan gidilir ve nihayet düşmanla müthiş bir savaş başlar... Herkes cesaretle ileri atılır. Ama içlerinden biri herkesten de cesaretle atılır; saldırdığı tarafın adamlarını sağa sola püskürtür. Neden sonra meydan sakinleşir, düşman kaçmış, müşrikler yok olmuşlardır. Şehitler tespit edilirken, bir ses:
– Allahü Ekber! Evlenmek üzere olan Saad da şehit!
Efendimiz onun cesedi başına gelir, mahzun şekilde bakar:
– Seni Havz-ı Kevserimin başında bekleyeceğim!
Bir hayret nidası daha:
– Allahü Ekber!
Sonra döner, oradakilere hitap eder:
– Kılıcını, mızrağını ve atını alın, kendisini gönüllü olarak isteyen kızcağıza verin. Babasına da deyin ki:
– Kızını vermekte tereddüt ettiğin siyah yüzlü gence Allahü Teâla cennet hurilerini lâyık gördü!
Ve hayret nidaları birbirini takip eder: – Allahü Ekber! Allahü Ekber!...
Rabbim bizede böyle iman nasip etsin inşallah...

abdurrahman önül

  

abdurrahman önül